
Bazen çocuklarınız bir takım yanlışlar yapabilirler buna kızabilirsiniz ancak onları bu yanlışlara iten faktörleri gözden kaçırırsınız. Aslında çocuklarınızın davranışları sizin davranışlarınızın kopyasıdır bunu biraz düşündüğünüz de kendinize "nerede yanlış yaptık" sorusunu sorarsınız.
Bu sorunun cevabını bulabilmek için çocuklarınızla aranızda olan ilişki ve iletişimi gözden geçirmelisiniz. Çocuklarınızla iyi bir iletişim kurmanın bazı önemli kurallarını hatırlatalım.
1- Çocuklarla iyi bir iletişim kurmanın ilk kuralı kendinizle barışık olmanız, yaşamı sevmeniz ve şen olmanızdır. Böyle olursanız kendinize ve ailenize daha çok vakit ayırıp onları mutlu edeceksiniz. Çocuklar baba ve annelerinin mutlu oluşundan kendilerini daha mutlu hisseder ve onlara daha yakın olmaya çalışırlar.
2- Çocuğunuzun önünde diz çökün.
Çocuklarınızla konuşurken önlerinde diz çökerek onların boy hizasına inmeye çalışın çocuk konuşurken yukarı bakarsa sağlıklı bir iletişim kuramazsınız.
3- Çocuğunuz konuşurken onu dinleyin.
Çocuğunuz konuşurken onların sözünü kesmeyin, sözleri bitinceye kadar dinleyin, onlar konuşurken başka işlerle meşgul olmayın. Çocuk sizin ona değer verdiğinizi fark eder ve kendine güven duygusu artar.
4- Duygularını anlayışla karşılayın.
Çocuğunuz herhangi bir olaydan, ortamdan veya sohbetten sıkılmış olabilir. Onların bu sıkıntılarını anlayışla karşılayın ve anladığınızı ifade edin bu davranışınız ona sizinle anlaşabildiği imajını verecektir.
5- Çekingenlikten sakındırın.
Bazı çocuklar utangaç ve çekingendir. Onları bu davranıştan kurtarmak için yaptığı şeyleri açıklamasını isteyin, sorduğunuz sorulara "evet" ya da "Hayır" demek yerine daha fazla konuşmasını sağlarsanız açıldığını göreceksiniz.
6- Suçlayıcı cümleler söylemeyin.
Çocuğunuza hatta sinirlendiğiniz zaman bile aşağılayıcı ve suçlayıcı sözler söylemeyin. Onlara "Aptal", "Geri Zekâlı", "Hiçbir şeye yaramıyorsun" demek yerine "yaptığın işin yanlış olduğunu biliyor musun?" demeniz daha faydalı olur veya "Oyuncakların ortada kalmış bundan hoşlanmadım onları toplar mısın" diyebilirsiniz.
7- Kelimelerin etkisine dikkat edin.
Çocuğunuza su içerken "Dikkat et dökersin" demek yerine "bardağı sıkı tut" demeniz onun psikolojisini olumlu yöne kanalize eder.
8- Yanlışlarını konuşun.
Çocuğunuz yanlış bir şey yaptığında konuşmayı deneyin. Yaptığı işin doğru olmadığını anlayacağı bir üslupla anlatın. Hayatta bazı sınırlarının olduğunu davranışlarınızla anlatmakla birlikte sözlü olarak da anlatın.
Dr. CIN BART
Çocuklarda İnatlaşma
Çocuklarda inatlaşma her yaş döneminde görülür. Bağımsız birer birey olduklarının farkına varmaya başlamaları ve dünyayı keşfetme merakları bu inatlaşma sürecini tetikler. Çocuklar anne-babaları ve çevresindekiler ile ayırım yapmaksızın her zaman ve her konuda çatışmaya girebilirler. Çocuların bir inatlaşma nöbeti süresince fikir değiştirdiğine tanık olabilirsiniz. Bazen, neyi isteyip neyi istemediğini bile anlayamazsınız. Örneğin, acıkmıştır ama evdeki yemeği yememekte direnir, hamburger ister, hamburgerciye gidersiniz, ben bundan istememiştim ötekinden al diye tutturur, öteki menüden alırsınız başka bir bahane bulur vs. Birinizden biri yenik düşene kadar devam eder bu sürtüşme.
Çocuğunuzun inatlaşma dönemlerinde her iki tarafın da amaçlarını açıkça ortaya koymaya çalışın. Sizin amaçlarınız çok çeşitli olabilir; ona yemek yedirmek, bir oyuncakçının önünden geri çekmek, ablasının odasından çıkmasını sağlamak veya uyutmak. Onun ise tek bir amacı vardır; sizin dediğinizin tersini yapmak. Ancak bu şekilde size kendisinin bağımsız bir birey olduğunu, kendi tercihlerini kendisinin yapabildiğini kanıtlayacaktır. Pek çok anne-baba bunun farkında olmadığı için çocuklarıyla gereksiz yere çatışmaya girer ve kendilerini de çocuklarını da yıpratır. Daha da kötüsü bazı çocuklar bunu bir alışkanlık haline getirirler, daha ilerki yaşlara taşırlar ve/veya anne-baba bu çatışmalara çözüm olarak şiddete başvurmaya başlar. Kısacası çok küçük yaşlarda başlayan ve çocukların gelişiminde çok doğal olan inatlaşma, anne-baba ve çocuk arasındaki bir iletişimsizliğin başlangıç noktası olabilir ve bir kısırdöngüyle son bulabilir.
Çocuğunuzla çatışmaya girdiğinizde yapmanız gerekenler şöyle sıralanabilir;
1. Her şeyden önce bu durumda soğukkanlılığınızı korumaya çalışın. Derin bir nefes alın ve içinizden "O sadece bir çocuk" deyin. Öfkeli bir tavır takınmayın, yumuşak ve uzlaşmacı bir ses tonuyla konuşmaya özen gösterin. Kesinlikle başarısız olacağınızı aklınıza getirmeyin.
2. Sahada olmadığınızı ve futbol oynamadığınızı unutmayın; her ikiniz de kazanabilir, her ikiniz de amacınıza ulaşabilirsiniz. Amacınız ona, kimin güçlü kimin güçsüz olduğunu ispatlamak değil, o anda elde edemeyeceği bir şeyden vazgeçmesini sağlamak olmalı.
3. İstediği şeyi neden yapamayacağınızı basit bir şekilde açıklayın ve bu açıklamayı yaparken mutlaka bu durumdan dolayı ne kadar üzgün olduğunuzu belirtin. Onun istediği şeyi sizin de istediğinizi ama koşulların buna izin vermediğini söyleyin. Duygularını paylaştığınızı bilmek onu hem rahatlatacak, hem de sizi ona karşı sürekli engeller koyan bir düşman olarak görmesini engelleyecektir.
4. Ona kararlı ve tutarlı, fakat mutlaka sevecen bir tavırla yaklaşın. Önce "hayır" dediğiniz bir şeye sonradan "evet" derseniz çocuğunuz bunu size karşı sürekli kullanmaya başlayacaktır. Başka zaman ve durumlarda da siz pes edene kadar da sizinle çatışmaya devam edecektir.
5. Ona gerekli açıklamaları yaptıktan, üzgün olduğunuzu söyledikten ve bu konuda kararlı olduğunuzu hissettirdikten sonra biraz zaman tanıyın. Bir süre sonra yeniden istediğini elde etmek konusunda sizinle inatlaşmaya başlarsa hiç tepki vermeyin. Birkaç denemeden sonra vazgeçecektir.
6. Çocuğunuz herşeye rağmen sizinle inatlaşmaya devam ediyorsa, dikkatini istediği şeyden başka bir noktaya çekmeye çalışın. Bu bir çizgi film, bir kuş, bir kedi, sevdiği bir yiyecek veya oyun vb. herhangi birşey olabilir. Çocuğunuz sakinleşene kadar ilgisini çekebilecek değişik alternatifler deneyebilirsiniz. Bu küçük yaştaki çocuklarda daha çok geçerlidir. Ancak, okul yaşına kadar, hatta bazen daha sonrasında bile bu yöntemin yararını görebilirsiniz.
7. Çocuğunuza seçenek sunun, böylece onu bağımsız bir birey olarak tanıdığınızı, onun kararlarına saygı duyduğunuzu düşünecektir. Kendisiyle ilgili kararları verebildiğini ve onun seçimine öncelik tanındığını düşünerek inatlaşmaktan vazgeçecektir. Siz de makul bir kaç seçenekten birini kabul ettirebildiğiniz için kendinizi rahat hissedeceksiniz. Sunduğunuz seçenekler ne kadar az olursa çocuğunuzun karar verme süresi de o kadar kısa olur. Sunduğunuz seçeneklerin, herhangi birinin seçilmesi durumunda onayladığınız seçenekler olmasına dikkat edin ki, yeniden bir anlaşmazlık yaşamayasınız.
BİR KONU HAKKINDA ÇOCUKLARA DANIŞMAK
Sürekli çocuk ve gençlerle ilişki halinde olan anne-baba ve eğitmenler, eğer onlarla ilgili bir karar vereceklerse bunun için öncelikle çocuklarla meşveret edip, danışması gerekir. Ancak bu şekilde onların şahsiyetlerine ihtiram da bulunabiliriz. Lakin çocuk veya gençlere bir konu hakkında danışacaksak şunlara dikkat etmeliyiz:
1-Danışma, karşı tarafın yaşına, bilgi ve tecrübesine göre yapılmalıdır. Mesela bilgisi olmadığı hususlar hakkında onunla meşverette bulunmamalıyız.
2-Kesin kabullendiğimiz ve kesinlikle değiştirmeyeceğiniz görüşler hakkında danışmada bulunmayın.
3-Kendinizi çocuğunuzun görüşünü kabul etmeye hazırlayın. Örneğin bir konu hakkında düşüncelerini istemek yerine, iki şey arasında seçim yapmasını sağlayın. Tatilde ne yapalım? demeyin, bunu yerine iki iş önererek, hangisini yapmayı istediğini danışın.
4-Çocuğunuza danışma esnasında yardım edin ki böylelikle bir konunun değişik boyutlarını görebilsin.
5-Çocuğunuza, danışıldığı zaman belirtilen görüşün son karar olmadığını anlamasını sağlayın.
TERBİYEYE ENGEL OLMAYAN SEVGİ
Bazı baba ve anneler, çocuklarını haddinden fazla sevdikleri için, onların kötü yönlerini asla görmezler. Bazı zamanlar çocuklarının hatasını görür veya başkalarından duyarlarsa, onları rahatsız etmek istemedikleri için, o yanlışlığı görmezden gelirler ve onu tedavi etmeye çalışmazlar.
Başka çocuklara eziyet eden, insanları zahmete düşüren, başkalarının kapısını, duvarını tahrip eden, camı kıran, küfreden, insanların malına zarar veren ve... edepsiz çocukları görmüşsünüzdür. Ama onların bilinçsiz baba ve anneleri, onları yaptıkları bu çirkin işlerden alıkoymamakla yetinmeyip aptalca gülerek veya onları yersiz yere savunarak bu işlere teşvik ederler adeta. Böyle budala baba ve anneler, yersiz muhabbetleri ile dostluk örtüsü altında çocuklarına karşı en büyük hıyaneti yapmış olurlar ve bu zulüm Allah indinde hesapsız kalmayacaktır.
Çocuğu sevmek, onun terbiyesinden gafil olmanız ve onun istediği her işi yapmasına izin vermeniz manasına gelmez. Sevgi, terbiye etmek için bir araçtır, terbiyeye mani olmamalıdır. En üstün baba ve anneler, çocuk sevgisini, onun terbiyesinden ayırteden, çocuklarını samimi bir şekilde seven, onların yanlışlıklarını ve beğenilmeyen sıfatlarını gören ve makul bir yöntemle onları ıslah etmeye çaba sarfeden baba ve annelerdir. Çocuk, kötü ve çirkin işleri yapmada özgür olmadığını ve böyle işleri yaptığı takdirde cezalandırılacağını bilmelidir. Devamlı korku ile ümit arasında yaşamalıdır. Baba ve annenin sevgisine güvenmemeli ve kötü işleri karşısında onların sertlik ve öfkelerinden korkmalıdır.
Çocuklarını seven baba ve anneler şunu bilmelidirler ki, çocukları her zaman küçük kalmayacak ve daima onların yanında olmayacaktır. Tam aksine, o, büyüyecektir ve toplumda yaşamak ve insanlarla içiçe olmak zorunda kalacaktır. Eğer yaşama ve davranış kurallarını bilmezse ve başkalarının haklarına saygı göstermezse halk tarafından sevilmeyen biri durumuna düşer ve insanların ilgi ve sevgisini elde edemediği için iyi ve rahat bir yaşantıdan yoksun olur. Halk, baba ve anneniz değildir; dolayısıyla sizin hatalarınızı gözardı etmez.
İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyurur: "Babaların en kötüsü sevgi ve iyilikte haddini aşan kimsedir."[1]
Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır: "Kendisine edep yüklenen kimsenin kötülükleri azalır."[2]
İmam Muhammed Bâkır (a.s) buyuruyor ki: "Babam, oğlu ile yürüyen bir adamı gördü. O edepsiz çocuk babasının koluna yaslanmıştı. Babam Zeynulabidin (a.s) o edepsiz çocuğa o kadar kızdı ki ömrünün sonuna kadar onunla konuşmadı."[3]
------------------------------------------------
[1]- Tarih-i Yakubi, c.2, s.320.
[2]- Gurer-ul Hikem, c.2, s.465.
[3]- Bihar-ul Envar, c.74, s.64.
meghdaddrogba.tebyan.net den alınmıştır
Anne-baba olma sanatı

Okuma sanatı, yazma sanatı, sevme sanatı, iş başarma sanatı, yemek pişirme sanatı, dost kazanma sanatı gibi terkipleri sıklıkla duyuyoruz. Bu yüzdendir ki, garip karşılamıyoruz. tabiri ise, ilk bakışta garipsenebilir. Oysa, ‘sanat’ olmaya en ziyade lâyık meslek, annelik ve babalık mesleğidir.
En ciddi meslek olan anne-babalık, aynen sanatta olduğu gibi, ince ve derin düşünmeyi, sabır ve şefkatle hareket etmeyi gerektirir. Yapılacak en küçük hataların bile bedeli çok büyüktür. Bu yüzden, kişilerin çocuk sahibi olmaları, tek başına, onları anne-baba haline getirmez. Annelik ve babalık, sorumluluk sahibi olmaktır. Çocuk gibi değerli ama aciz bir emaneti omuzlamaktır.
Çocuğu aile hayatını tamamlamak üzere gönderilmiş kusursuz ve mükemmel bir hediye olarak görmekle başlar. Kişi, dünyada bulunuşunu Rabbine kulluk etmek olarak; çocuğunu ise, kendi terbiyesi için lüzumlu şirin bir mahluk olarak tanımlamazsa, anne-baba olma sanatını öğrenemez. İnsan, bu dünyaya getiriliş sebebini ve kendisine ne amaçla çocuk verildiğini anlayamazsa, bu soruları kendisine sormazsa, anne ve babalık eziyetten öte birşey olmaz.
Çocuk küçükken fiziksel bakımının ağırlığı, hayatının her anında kendisiyle fiilen meşgul olmanın güçlüğü; büyüdüğünde ise, istediği gibi yetiştirememiş olmanın verdiği sıkıntı ile, tam bir baş belasıdır. Elbette, tatlı bir bela olsa gerek ki, herkes çocuk sahibi olmak istiyor.
Oysa, yukarıda sorduğumuz soruların cevaplarını vermeden çocuk sahibi olmak, hem anne-baba, hem de çocuk için büyük sıkıntılara neden oluyor. Güzel bir nimet olan çocuk, bir eziyete dönüşüyor. Terbiye olmaya bir vesile iken, öfke ve sinir nöbetleri içinde tedenniye vesile oluyor.
Böyle olmaması ise, insanın elinde.

Bu konudaki genel tavrımızı anlamak için, öncelikle iyi bir anne-baba olmak için yaptıklarımıza bir bakalım. Oradan buradan çocuk eğitimi ve terbiyesiyle ilgili duyduğumuz yalan yanlış, eksik aksak bilgilerle çocuklarımızı yetiştirmeye çabalıyoruz. En çok gördüğüm yanlışlıklardan birisi ise, “Ben annem gibi, babam gibi olmayacağım” diyerek başlayan, ama sonu hüsranla biten tavırlardır. Bu tavrı takınan kişiler, anne ve babalarından gördükleri olumsuzlukları kendi çocuklarında uygulamak istemezler. Bu kez, tefrit dediğimiz, anne-babasının yaptığının tam zıddı haller husule gelir. Meselâ, çocukluğunda her yaptığına sınır konmuş, oturması, kalkması, kiminle oynayıp oynamayacağı kurallarla belirlenmiş bir hanım, çocuğuna olabildiğine serbest davranır. Bir yanlıştan kaçmayı düşünmüş, ama neyin doğru olduğunu düşünmemiştir. Düşünmediği için, yine yanlış yapar. Hiçbir kural koymaz. Çocuk her istediğini istediği şekilde yaparsa, istediği zaman uyur, istemediğinde uyumazsa, annesine göre iyi yetişmiştir. Çünkü, sıkı bir disiplinden bunalan anne, çocuğunu gevşek bırakması gerektiğine inanmış ve öyle de yapmıştır. Ama aile içindeki sorunlar böylesi bir davranış tarzıyla değişmez. Bir süre sonra, kuralsızlıktan gelen dağınıklık, anneye yanlış yaptığını hatırlatır.
Şimdi ne yapılacaktır? Anne, annesinin kendisine davrandığı gibi davranmayı yanlış buluyordu. Tersini denedi, ama yine olmadı.
İşte burada, anne-baba olma sanatı dediğim şeye ne kadar ihtiyacımız olduğu ortaya çıkar. Bir annenin sadece kendi gözlemlerini ve bu gözlemlerden vardığı sonuçları eksen alarak çocuk yetiştirmeye kalkması büyük bir yanılgıdır.

Anneye düşen, yaptığı işi ciddiye almasıdır. Onun, bu konuda nelerin yazılıp çizildiğini, nelerin düşünüldüğünü bilimesi gerekir. Bunların da üstüne çıkarak, öğrendiği bilgilere mantığını ve vicdanını eklemelidir. Çünkü, her disiplin, ayrı birşey söyleyecektir. Bazı durumlarda, bu disiplinlerin çeliştiğini bile görebiliriz.
Bu noktada, kâinatta cari olan kurallar yolumuza ışık tutabilir. Örneğimizdeki anne, kurallar ile kuralsızlık arasında bocalıyordu. Kendisi üzerinde, esneklikten mahrum sert kurallar denenmiş; ve bu, onda bir reaksiyon oluşturmuştu. Tepki olarak, çocuğunu kuralsız yetiştirdi. Bu defa, ipe sapa gelmez, dağınık, haşarı, aykırı bir tip ortaya çıktı.
İnsan kâinata vahyin ışığında baktığında, hiçbir kuralsızlık, dağınıklık yahut katı bir kuralcılık görmez. Mahlukat arasında belli bir düzenin ve de şefkat ve merhametin geçerli olduğunu görür. Biliyoruz ki, Allah sünnetini değiştirmez. Yani, kâinatta koyduğu kanunlar herkes için geçerlidir. Sabah olduğunda güneş doğar, Mayıs ayı geldiğinde nefis bir ilahî hediye olarak çilekler gönderilir, çalışan emeğinin karşılığını görür. Bütün bu kanunların getirdiği düzen ve istikrar, hepimize bir güven hissi verir.
Çocuk, güven hissinin olduğu, belli prensiplerin aile içindeki herkesi bağladığı bir yuvada gözlerini açarsa, anne-babanın hayatındaki nizam çocuğa çok şey kazandırır. Anne ve baba da, çocukla beraber, kemale doğru ilerler. Prensip sahibi olmak, bazı kurallar koymak, despot olmakla karıştırılmamalıdır. Böyle olması için de, kuralların çocuğun ihtiyaçlarına ve fıtratına göre ayarlanması gerekir. Ama, önemli olan birşey var ki, onu muhakkak belirtmek gerekiyor.Prensipler çocuğun keyfi isteklerine göre değil, ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir. Kararlılık ve tutarlılık, prensipler belirlendikten ve işlerliğe konulduktan sonra, çocuğun uyumunu kolaylaştırır. Unutmayalım ki, biz ne kadar kararlı ve tutarlı olursak, çocuğumuz da ruhen o kadar sağlıklı ve dengeli olacaktır.
Kuralsızlığa ve disiplinsizliğe alışan bir çocuğun sonraki hayatı da zordur. İstediği zaman anne ve babasını kendi arzularına boyun eğdirdiğini gördüğü için, büyüdüğünde de kâinattaki prensiplerin kendisine boyun eğmesini bekler. Oysa, bu mümkün değildir. Onların değişmediğini görünce de, kaderi tenkit etmeye başlar. “Niçin bunlar başıma geldi? Neden herşey istediğim gibi olmuyor?” türünden sorular, kaderi tenkidin ifadeleridir. Böyle yetiştirilmiş bir insanın Allah’a teslim olması, O’nun emirlerine uygun bir hayat yaşaması çok zordur.
Velhasıl, anne-baba olma sanatı, daha ziyade nasıl kul olduğumuzda, kâinata nasıl baktığımızda düğümleniyor. Galiba, iyi bir anne veya baba olmanın yolu, kendini kulluk ve tefekkür çizgisinde sürekli yenilemekten geçiyor.
Kişilerin çocuk sahibi olmaları, tek başına, onları anne-baba haline getirmez. Annelik ve babalık, sorumluluk sahibi olmaktır. Çocuk gibi değerli ama aciz bir emaneti omuzlamaktır.
Daha ziyade nasıl kul olduğumuzda, kâinata nasıl baktığımızda düğümleniyor. İyi bir anne veya baba olmanın yolu, galiba, kendini kulluk ve tefekkür çizgisinde sürekli yenilemekten geçiyor.
Eğitim ve Terbiye

Eğitimle öğretim birbirinden farklı iki şeydir. Öğretim bir şeyi birine öğretmek anlamındadır. Eğitim ve terbiye ise yapıcılık, kişilik yetiştirme anlamındadır. Eğitim ve terbiyeyle insanları isteğe göre yetiştirmek ve sonuçta toplumu değiştirmek mümkündür.
Eğitim, başarılı olması için çok hesaplı ve iyi bir programla yapılmalıdır. Eğitimde sadece öğüt ve nasihat yeterli değildir, iyi bir sonuç vermesi için bunun yanında durum ve şartların istenildiği gibi olması da gerekir. Terbiyede bir kaç şey şarttır:
1- Eğitici, eğitmek istediği kişiyi tanımalı, onun yaratılışının cismi ve nefsi özelliklerini bilmelidir.
2- Eğitim için bir hedefi olmalı; yani, nasıl bir insan yetiştirmek istediğine dikkat etmelidir.
3- Programı olmalıdır. Yani, üzerinde çalıştığı kişiyi eğitmek için hangi ortam ve şartların gerekli olduğunu bilmeli, onları hazırlamalı ve iyi bir şekilde kullanmalıdır. Ancak böyle bir durumda çalışmasının iyi bir sonuç vermesi beklenebilir.
Eğitim ve terbiye için en uygun zaman çocukluk dönemidir. Çünkü bu dönemde çocuk henüz şekillenmemiş ve her türlü terbiyeyi almaya hazır durumdadır. Bu hassas ve önemli meselenin sorumluluğu birinci derecede anne ve babaların üzerine bırakılmıştır. Ancak, terbiye kolay bir iş değildir; aksine iş bilirlik, yeterli bilgi ve tecrübe, sabır ve gerekli katiyeti gerektiren çok zarif ve hassas bir iştir. Ne yazık ki, çoğu anne ve babalar nasıl terbiye edilmesi gerektiğini bilmiyor, dolayısıyla çoğu çocuklar hesaplı bir programla ve doğru-dürüst bir şekilde eğitilmiyor, bilakis kendiliklerinden ve kendi kendilerine büyüyorlar.
Terbiye konusu, sözde gelişmiş doğu ve batı ülkelerinde çok önem taşımaktadır. Bu hususta çok araştırmalar yapılmış, yararlı kitaplar yazılmış ve uzmanlar yetişmiştir. Fakat ülkemizde bu hayati konuya yeteri kadar ilgi gösterilmemiştir. Bir miktar uzmanlarımız varsa da ve bu alanda bir takım kitaplar yazılmışsa da yeterli değildir. Yabancı dillerden bir çok kitap dilimize çevrilmiş ve okuyuculara sunulmuştur. Ancak, genelde bu kitapların -doğulu ve batılı kitapların- iki büyük kusuru var:
Birinci kusuru, insanı sadece cismi ve dünya hayatı açısından inceleyip, batini saadet ve bedbahtlıktan, uhrevi hayattan gaflet etmiş veya bunlara değinmekten kaçınmışlardır.
Terbiye için batıda, büyüdüğü zaman rahat bir şekilde yaşayabilmesi, maddi ve hayvani lezzetlerden yararlanabilmesi için çocuğun cismi gücünü ve hayvani kuvvesini, asap ve beynini sağlam eğitmekten başka bir hedef yoktur. Bazen ahlaktan bahsedilmişse de o da dünya hayatı ve maddi menfaatlerin hizmetindedir. Ama batini kemalat veya noksanlıklardan, uhrevi saadet veya bedbahtlığın sebeplerinden ve genel olarak ahlaki ve manevi yaşamdan bahsedilmemiştir.
İkinci kusuru, batı terbiyesinin temellerini deney ve tecrübe oluşturmuş olup dini bir yönü yoktur. Dolayısıyla, böyle kitaplar insanı cisim ve ruh, dünya ve ahret hayatı olmak üzere iki açıdan göz önünde bulunduran Müslümanlar için tamamen faydalı olamaz.
(a)