Ömer Sabri KURŞUN

Anasayfa Yap Ömer Sabri KURŞUN
 
sitene ekle

DİKKAT!!!! Bu blogda yayınlanan tüm eserler; (altında alıntı yazılmamış veya "(a)"işaretini belirtmemişse) blog yazarına aittir. İzin alınmadan tamamı veya bir bölümü yayınlanamaz,kopyalanamaz,çoğaltılamaz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz... Sitede yayımlanan yazıların,şiirlerin,resimlerin vs. her türlü emtianın izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
• 22/10/2009 - Simit parası...

SİMİT PARASI
 Günün son dersinin sonuna gelinmişti.Öğrenciler çıkmak için sabırsızlanıyordu. Defter ve kitaplarını çantalarına koydular. Zil çalar çalmaz,dışarı çıkmak için hazırdılar. Yalnız, Ali hazırlanmamıştı. Gecikmek için de elinden geleni yapıyordu. Nihayet zil çaldı. Öğrenciler bir anda kapıya yöneldi. Ali, yerinden kalkmadı. Ağır ağır eşyasını topladı. Bir yandan göz ucuyla öğretmenine bakıyor, bir yandan da arkadaşlarının gitmesini bekliyordu.
Öğretmeni, onun bu halini fark etti:
- Hayrola Ali, dedi. Eve gitmeyecek misin? Ali, son arkadaşının da çıktığını görünce cevap verdi: - Sizinle konuşmak istiyordum öğretmenim. - Peki, dedi öğretmeni. Ne söyleyeceksin bakalım? - Ahmet arkadaşımız var ya... - Evet, ne olmuş Ahmet'e? - Durumları pek iyi değil galiba. Annesi, beslenme çantasına pekiyi şeyler koymuyor. - Eee? - Ona yardım etmek istiyorum. Ama benim yardım ettiğimi bilirse üzülür. Günde bir simit parası biriktirip her hafta size versem, siz de ona verseniz? Cebinden bir avuç bozuk para çıkarıp öğretmenin masasının üzerine koydu. Nurhan Öğretmen, paraya dokunmadı. Sandalyesine oturup düşündü. Ali hakkındaki bilgilerini yokladı. Bildiği kadarıyla ailesinin durumu pekiyi değildi. Bu çalışkan ve sevimli öğrencisi, ne kadar da iyi niyetli ve düşünceliydi. Zengin bir ailenin çocuğu değildi. Buna rağmen yardım etmek istiyordu. Üstelik yardım ettiğinin bilinmesini istemiyordu.
Nurhan Öğretmen: - Dur bakalım Ali, dedi. Bildiğim kadarıyla sizin de maddî durumunuz pekiyi değil. Yanlış mı biliyorum? - Doğru biliyorsunuz öğretmenim. Babam gündelikçi. Çoğu zaman iş bulamıyor. Ama ben de çalışıyor, para kazanıyorum. - Nerede çalışıyorsun? - Simit satıyorum. Nurhan Öğretmen yine durup düşündü. İyiliğin bu kadarına ne demeliydi şimdi? Bunun gerçekleşmesi zordu. Onu, bundan vazgeçirmek için bir çare bulmalıydı. Bunu yaparken, sevimli öğrencisini de kırmamalıydı. Onunla biraz daha konuşursa, belki bir yolunu bulurdu.
Nurhan Öğretmen, Ali'ye döndü: - Büyüyünce ne olmak istiyorsun, diye sordu. - Çok zengin bir iş adamı... - Niçin? - İnsanlara daha çok yardım etmek için... - Güzel, dedi Nurhan Öğretmen. Bak simdi Ali, Ahmet'in ailesinin durumu pekiyi değil, bu doğru. Ama sizinki de bundan pek farklı değil. İstersen acele etme. Çok zengin olduğun zaman insanlara yardim edersin. Olmaz mı? - Olmaz, dedi Ali. Şimdi yapmalıyım. - Neden olmaz? - Üç sebepten dolayı olmaz.
Birincisi: Bu para zaten benim değil. İyilik ettiğim için Allah, beni insanlara sevimli gösteriyor. İnsanlar da bundan etkileniyor, daha çok simit alıyorlar. Bu sayede gün boyu çalışanlardan bile fazla simit satıyorum. Hele mahallede Hasan Amca var,her gün iki simit alıp güvercinlere veriyor.
İkincisi: 'Ağaç yaş iken eğilir.' deniliyor. Şimdiden iyilik yapmayı öğrenmezsem büyüdüğümde hiç yapamam. Şimdiden iyilik yapmayıp bunu zenginlik günlerime ertelersem, zengin olduğum günlerde de daha zengin olduğum günlere erteler kendimi kandırmış olurum. Üçüncüsü ise daha önemli: Büyüdüğüm zaman çok zengin bir işadamı olmak istiyorum. Zamanında yatırım yapmayanlar büyük işadamı olamazlar. Nurhan Öğretmen, karsısında büyük biri varmış gibi dinliyordu:
- Bu sonuncusunu pekiyi anlayamadım, dedi. - Açıklayayım öğretmenim, dedi Ali.Şimdi, çok zengin olmadığım için, ancak günde bir simit parası kadar yardım edebiliyorum.Bundan fazlasını veremem. Allah,Cennet'i gücü kadar iyilik edene veriyor.Şimdi gücüm bu olduğuna göre, Cennet'in fiyatı birkaç simit parası kadardır.Eğer zengin olmadan ölürsem birkaç simit parasıyla Cennet'e girebilirim.Bundan daha karlı bir yatırım olur mu?
Nurhan Öğretmen'in gözleri dolmuştu. Başını 'Evet' anlamında sallarken Ali'yi evine yolladı. Sınıfa geri dönerken okulun boşaldığını fark etti. Eşyalarını toplamak için masasına döndüğünde Ali'nin bıraktığı paraların masa üstünde kaldığını fark etti. Sandalyesine gayri ihtiyari oturdu ve paraları eline aldı. Hiçbir para ona bu kadar kıymetli gelmemişti. Sanki elinde dünyanın en kıymetli incilerini,yakutlarını,elmaslarını tutuyordu.Hatta bu paralar onlardan bile kıymetliydi. Bu paralar,bu bozuk SİMİT paraları,Cenneti satın alabilecek paralardı.Sanki hiç bırakmak istemeyen bir duygu ile sımsıkı kavradı bu bozuk simit paralarını. Oturduğu yerden kalkamadı Nurhan Öğretmen.İçinin dolduğunu,tarif edilemeyen duygulara boğulduğunu hissetti...
(a)

|
Yorum yaz!::Arkadaşa gönder!
|
|
|
|
Hakkımda
Sular yükselince, balıklar karıncaları yer...
Sular çekilince de karıncalar balıkları yer...
Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir...
Çünkü kimin kimi yiyeceğine...
"suyun akışı" karar verir!

E-posta bağlantım : E-Posta Gönder 
Bu sayfada
Dakika 
Saniye
Misafirim oldunuz
Bağlantılarım
• Ana Sayfa
• Profilim
• Arşiv
• Blog RSS
•
Kategorilerim
Arkadaşlarım
|
BİRGÜN ÖĞRENİRSİN GERCEK DOSTUN OLMADIĞINI, BİR GÜN ÖĞRENİRSİN SEVGİNİN NE KADAR ANLAMSIZ OLDUĞUNU,BİR GÜN ANLARSIN ÖLÜM ACISINI. AMA SEVDİKLERİN VERDİĞİ ACIDAN DAHA ACI OLDUĞUNU ÖGRENİRSİN,O ZAMAN İSYAN EDERSİN KADERE… Ö.S.KURŞUN
| |